Bedevi ve filozof

Dünkü Tarihin Arka Odası programında konu Selefilik ve konuk bir doçentti. Program boyunca akademik bir formattan çıkamayan konuğumuz programı inatla bir lisans üstü dersine çevirdi.

Bedevi ve filozof

Filozofik laflar eden doçent sayesinde program benim de önceden bildiğim ve sevdiğim bir fıkraya kadar geldi! Bilinen şeklinden biraz değiştirilmiş ve kısaltılmış olarak anlatayım.

Bir bedevi tüccar, devesine dolu iki çuval yüklemiş, üstüne de kendisi oturmuş çölde gidiyormuş. Yolda gördüğü üstü başı pis aç bir filozof ona “Bu iki çuvalda ne var?” diye sorar.

Bedevi, “Birinde tuz var, diğerinde kum, yiyecek bir şey yok!” der.

Filozof  “Neden kum yükledin?” diye sorunca, Bedevi, “Tuz çuvalı tek kalmasın, kum çuvalı ona denk olsun da deve zorlanmasın diye” cevabını verir.

Filozof, “Akıllılık etseydin de tuzun yarısını bir çuvala, yarısını da öbür çuvala koysaydın daha iyi olmaz mıydı? Böylece hem çuvallar hafifler, hem devenin yükü” der.

Bedevi bu fikri pek beğenip hemen deveden iner ve filozofun dediklerini yapmaya başlarken filozofa der ki;

“Ey güzel sözlü filozof, birazcık kendi hâlinden bahset. Böyle bir akılla, böyle bir yeterlilikle sen ya vezirsin, ya padişah. Kendini gizleme, doğru söyle!”.

Filozof der ki; “İkisi de değilim. Ben halktan biriyim. Hâlime, elbiseme baksana!”.

Bedevi, “Kaç deven, kaç öküzün var?” diye sorar.

Filozof, “Uzun etme! Ne ona sahibim, ne buna! Benim bulursam ağzıma atacağım bir lokmadan başka bir şeyim yok.” cevabını verir.

Bunun üzerine bedevi torbaları filozofun dediği şekilde değiştirmekten vazgeçerek  önceki şekliyle, tuzu torbalara pay etmeden, deveye yüklemeye başlar ve bu arada da filozofa söylenir.

“Yürü, yanımdan uzaklaş! Senin uğursuzluğun benim başıma da çökmesin. O uğursuz hikmetini benden uzaklaştır. Senin sözlerin, zamane halkına uğursuzdur. Ya sen o yana git, ya ben bu yana gideyim. Yahut sen önden yürü, ben arkadan yürüyeyim. Bir çuvalımda tuz, öbüründe kum olması, senin hikmetinden daha iyi be hayırsız! Benim ahmaklığım, çok mübarek bir ahmaklık. Çünkü gönlümde azıklı, canım takvalı. Sen de eşkıyalığın, bedbahtlığın azalmasını istiyorsan, çalış çabala da sendeki hikmet, felsefi düşünceler azalsın.”

Özgün şekli Mevlana’ya ait olan hikaye bu kadar. Siz ne dersiniz? Filozof mu veya tüccar mı olmak istersiniz. Yoksa filozof ruhlu bir tüccar mı?

COPYRiGHT © 2017 FOTOSELLİ BLOG - Aktif Ziyaretçi 1 | Bugün 96 | Dün 89 | Bu Hafta 292 | Bu Ay 2622 | Bu Yıl 63420 | Toplam 212126