Çanakkale destanının yazıldığı bölgelere bu ikinci ziyaretim. Kendi araçlarımızla ve yanımızda bölgeyi iyi bilen bir dostumuzla yaptığımız bu tur çok daha detaylı ve etkileyici oldu. Bu kısa gezi sırasında oldukça fazla yer gördük fakat sonuncusu beni çok etkiledi. Öyle ki 102 yıl öncesi ile o gün sanki tek gün olmuştu ve sanki düşman biz gelmeden on dakika önce yakıp yıkarak gemilerine binip kaçmıştı.

Bölgeye vardığımızda önce sahile dik toprak bir yoldan bir koya indik ve yürüyerek kıyıya ulaştık. Kıyıdaki kayaların tabiat koşullarından dolayı aldığı büyüleyici şekiller olağan üstüydü. İnsan veya hayvanı andıran çeşitli oluşumlar sanki bizim için Çanakkale boğazında nöbet tutuyorlardı.

İnsan veya hayvanı andıran çeşitli oluşumlar
Resmin ortasındaki boğazı gözleyen kepli mehmetçik büstünü görebildiniz mi?
Ya bu devasa dişi yaratığa ne demeli? Göğüslerini görebildiniz mi?
Hala göremeyenler için arka taraftan ve daha yakından bakalım.
Kısacası inanılmaz doğa harikası oluşumlar ve kemerler…

İlgi ve heyecanla çevreyi fotoğraflarken hemen sol yanımızda deniz içinde batık bir teknenin çürümekte olan omurgasını gördük. Tekne oldukça büyüktü ve ilk bakışta alelade bit batık gibi görünüyordu. Fakat dostumuz sayesinde bu yarı batık tekne bizim için alelade olmaktan çıktı. Çünkü bu tekne savaş sırasında düşman gemileriyle kıyı arasında asker sevkiyatında kullanılmıştı. Acaba bu bilgi gerçek miydi? Şüphe ile batığa bakarken yeni bir bilgi ile hikaye gerçeğe dönüşmeye başladı.

İlk bakışta yanmış ve omurgası kalmış bir tekne. Ama sağlam bir hikayesi var!

Hepimizin bildiği gibi 1915 yılında boğazları ve İstanbul’u ele geçirmek isteyen bugünkü düşmanlarımızın emperyalist dedeleri ve onların yardakçıları Çanakkale üzerinden güçlü bir donanma ile ülkemizi işgale kalkarlar. Gelibolu yarımadasının muhtelif koylarında saldırı için üslenmeye başlarlar. Bu koyda onlardan biriydi.

Yarı batık teknenin bulunduğu bu koyda üslenmiş düşman Anzak kuvvetleri.

Kağıt üzerinde çalışan planları Çanakkale topraklarında yürümez. Kahraman Türk askerinin inanılmaz mücadelesi karşısında bulundukları koylarda sıkışıp kalırlar. Yeni planlar yapılır, yeni stratejiler oluşturulur fakat değişen bir şey olmaz zaman aleyhlerine işlemektedir. Çünkü kimin ve ne için çarpışıp öldüklerini bilmeyen çapulcular sürüsü sadece vatanını savunmak için çarpışmaya inanmış Mustafa Kemal ile onun cesur askerleri karşısında çaresizlik içinde bu koylarda sıkışıp kalırlar.

Bu koyda yıkanan ve ve yüzen düşman Anzak askerleri. Vakit çok çıkış yok!

Kahraman asker ve milletimizin kararlı savunması karşısında çaresiz kalan emperyalist müttefikler yeni bir plan yaparlar. Bu plan daha fazla telef olmadan kaçma planıdır. Geldikleri gibi giderler ama geldikleri kadar gidemezler. 60 bin civarında asker kaybı yanında gemi kayıpları da vermişlerdir.

Düşman geri dönüyor ama fikir olarak asla!

Ve kaçarlarken geride bırakmak zorunda kaldıkları araçları ve tekneleri hala sağlam kalabilmiş gemilerinden topa tutup yakıp yıkıyorlar.

Türk askerine etkisiz kalan toplar kaçarlarken geride bıraktıklarını bombalıyor. İşte hikayemizin konusu teknenin imha edildiği top atışı. Bu fotoğraf internette var. Diğer siyah-beyaz olanlar yok.

Şimdi alttaki resimle üsteki resmi karşılaştırırsak arkadaki tepelerin siluetlerinden bulunduğumuz yerin tam da bombalanan yer olduğunu anlıyoruz. Yani Suvla koyu. Suvla da tarihin tam içindeyiz. İnsan anlatılamaz duygular içinde kalıyor.

Üstteki siyah-beyaz resimle karşılaştırdığımızda dağ siluetlerinden batık teknenin başından geçenleri anlıyoruz.

Başta da söylediğim gibi bu resimleri ve hikayesini dinleyince batık tekne çok daha anlam kazandı. Artık onun da kendine özel ufak bir hikayesi vardı. İsterseniz bu hikayenin nasıl ortaya çıktığını da anlatayım.

  • Bu koya gelip tekneyi gördüğümüzde aile dostumuzdan bir balıkçı arkadaşımızda bu koyla ilgili fotoğrafların olduğunu öğrendim ve o arkadaşı bulduk.
  • Balıkçı arkadaş bu siyah-beyaz fotoğrafları bölgeyi gezmekte olan turistlerin elinde görmüş, almak isteyince vermemişler ama memleketlerine dönünce e-mail ile kopyalarını göndereceklerini söylemişler ve sözlerini de tutmuşlar. Daha da ilginci turistlerin dedesi bu top atışının yapıldığı gemideymiş ve fotğraflar ondan kalan eşyalar arasındaymış.
  • Fotoğrafların mail olarak asıllarının durmadığını öğrenince çok üzüldüm. Fotoğraflar camlı olarak çerçevelendikleri için çekimlerim pek net çıkmadı.
  • Top atışının yapıldığı resim hariç diğerlerini internette bulamadım. Buradan da bu küçük arşivin özel olduğu anlaşılıyor. Tesadüflerin de yardımıyla büyük bir ihtimalle doğru olan küçük bir hikaye ortaya çıkmış oldu. Biz sonradan öğrendik ama çok etkilendik.

Çanakkale bizim gururumuz, ya onların?

  • Bize göre onların utancı, ezikliği, ayıbı. 250.000 üzerinde gencin sebepsiz yere kaybı. Gözlerini kan bürümüş onlara göre ise böyle bir utanç yok. Hala iğrenç oyunlarına devam ediyorlar.
  • Bir de benim gibi düşünen insanlara paranoyak yakıştırması yapan içimizdeki yabancılar var. Hani şu akşama kadar yatıp gece yarılarına kadar elinde viskisi memleket kurtaran kara cahiller! Onlara okumalarını ve açık havaya çıkıp Gelibolu’yu gezmelerini öneririm.
  • Türkiye ve Türkler başkalarına benzemez. Bunu biliyorlar ve bilinç altlarında bu korku ile yaşıyorlar. Onun için bu adamlardan lehimize bir şey bekleyemeyiz ve beklememeliyiz. Tek güvencimiz biziz.

Türk; Öğün! Çalış! Güven!…

Tüm şehitlerimizin ruhları şad mekanları cennet olsun.