Doktor Hikayelerim. Doktorlar suçlu olmazlar!

Doktor Hikayelerim

1.Hikaye

1996 yılında birgün üç yaşında ki oğlum rahatsızlanınca götürdüğümüz hastanede zehirli ishal teşhisi konuldu. İlaçlarını alarak eve getirdik. Fakat geçen bir kaç gün içinde daha da kötüleşti. Tekrarar aynı doktara gittiğimizde ilaçlarını değiştirerek biraz beklememiz gerektiğini söyleyerek bizi eve gönderdi. Fakat ertesi gün geceleyin 03 sıralarında o kadar fenalaşmıştı ki yanımıza gelerek “Baba benim için birşeyler yapın” dediğini hiç unutamam.

O gece oğlumu arabama koyarak İstabul’un tüm büyük hastanelerini dolaştık. Bir kısım hastane bizim işimiz değil diyerek bizi geri döndürürken, bazıları hemen yatırıp teste başladılar ama bir sonuç çıkmayınca başka hastaneleri önererek çıkardılar. Sonunda akşam üzeri Haydarpaşa Numune Hastane’sine geldik. Hemen işlemleri yapıp yatırdılar ve tektiklere başladılar. Burada da zaman geçtikçe doktorların yüzünde bir çaresizlik ifadesi hissetmeye başladım. Ve sonunda bunun kendi işleri olmadığını, bize cankurtaran vererek Şişli Etfal Hastanesi’ne göndereceklerini söylediler.

Cankurtaran gecikince, arabamla götürebileceğimi söylediğimde, müdahale gerekebileceğinden müsaade etmediler. Maalesef gecikmenin maç seyretmeye giden cankurtaran şöförü yüzünden olduğunu öğrendiğimde iyice sinirlenerek arabamla Şişli Etfal Hastanesi çocuk bölümüne tam 23.45 de ulaştık.

Oğlumu kontrol eden gerçekten özel insan sayın doktor anında “Perfore apandisit” teşhisi koyarak çok acil olarak ameliyata alınması gerektiğini söyledi. Fakat yine bir sorun vardı. Hastanenin jeneratörleri saat tam 00 da değişecekmiş. Bunu ertelemek için hemen başhekimi arayarak bu işlemi erteletti ve derhal ameliyathaneye geçtiler.

Birinci ameliyattan bir hafta kadar sonra ikinci bir ameliyat daha gerekti. Bu ameliyattan 4-5 gün sonra eşim işyerimi arayarak sabah vizitesinde çıkış verdiklerini söyleyerek gelmemi istedi. Saat 12 civarında hastaneye varıp oğlumun yanına çıktığımda şok oldum. Çıkışı verilmiş oğlumun kolunda boş bir serum şisesi sıkı sıkı bağlıydı. Bir sorun olduğunu düşünerek panik oldum ama neyse ki problem yoktu.

Boş serum şişesinin o saate çıkarılmamış olması bana çok ters geldi. Hemşireye sorduğumda bana “Hastalar ödeme yapmadan kaçmasın diye” başhekimin talimatıyla böyle bir uygulama yaptıklarını söyleyerek beni iyice çıldırttı.

O günlerde Susurluk olaylarından dolayı her gece saat 21 de tüm ışıkların söndürülüp protesto için tencere kapak çalındığı günlerdi.

Hak hukuk ve adalet isteklerinin tavan yaptığı o günlerde Hipokrat yemini etmiş sayın doktorlar, başhekimin talimatıyla bana ve diğer hastalara potonsiyel hırsız muamelesi yapmaktaydılar.

Bu ülkede tüm insanlar aynı haklara sahiptirler. Sesi daha çok çıkanların hakları diğerlerinden fazla değildir!

Oğluma yanlış olarak zehirli ishal teşhisi yapılarak tedavi geciktirildi. Kötü bir son olduğunda sorumlu kim olacaktı?

– Hastane hastane dolaştık. Perfore apandisit teşhisi yapabilecek doktor veya hastane yokmu idi? Bu durumda sorumlu kimdir?

-Kim benim oğlumu kaçmasın diye yatağa bağlayabilir. Bana kim potansiyel suçlu muamelesi yapabilir? Bu şekilde davrananlar suçsuz mudur?

2.Hikaye

Yıl 1978 Eylul ayının ilk günleri. İlk doğum için hanımı Zeynep Kamil hastanesine yatırdım. Doğum gerçekleştikten sonra bebeği küveze aldılar. Bebek 10 gün boyunca küvözde tutuldu fakat tüm israrlara rağmen sebebi hakkında bir açıklama yapılmadı. Sonunda sinirlerim çok bozulduğundan, ziyaret saati olmamasına rağmen kaçarak doktorların odasına girdim. Odada eşimin doktoru ve diğer doktorlar kahkahalarla sohbet halindeydiler. Özür dileyerek ve eşimin adını vererek doktorumdan bebeğimizin durumunu sorduğumda verdiği cevap;

– Neyi vardı o bebeğin?

şeklinde olunca işin seyri değişti. Sonuç olarak bebeğin durumunu yine öğrenemedim. Fakat ertesi gün çok garip  bir tesadüfle bebeği küvezden çıkarıp bize teslim ettiler. On gün niçin küvezde tutulduğu sorusuna aldığımız cevap “Sorun yok, normal” oldu.

Bebeği aldıktan sonra taksi tutup evimize dödük. Daha sonra ben bir işim için 3-4 saat kadar dışarı çıkıp döndüğümde ailemin bebeği fenalaşınca alelacele tekrar hastaneye geri götürdüklerini öğrendim. Hemen telefon edince de “Başınız sağolsun, bebeğiniz vefat etti” cevabını aldım.

Hastanede ölüm kağıdını elime tutuşturarak cenazeyi hastane morgundan alabileceğimi söylediler. Kağıtta ölüm sebebi olarak 3 harften ibaret bir rumuz vardı. Ölüm kağıdını alarak doğrudan başhekime gittim ve bebeğimin niçin öldüğünü sordum. Aldığım cevap ise bebeği üşütmüş olduğumuzdu!

Yani biz bebeği saat 12 civarında teslim alıp Eylül ayının başında ve arkadaşımın lüks taksisi ile, camlar kapalı olarak 30 dakikada evimize vardıktan 1 saat sonra tekrar 30 dakikada hastaneye geri götürmüştük. Yani toplam 1 buçuk saatte bebeği üşütmüştük!

Daha sonra hastanede gizliden yaptığım bir araştırna sonucunda bebeğimin ters doğduğunu ve doğum sırasında da kalçasının çıktığını öğrendim. Hepsi bu.

Birilerine güvenmek hasta hakları içinde değil mi? Hangisine güvenelim? Doktora mı, başhekime mi yoksa hiçbirine mi?

Doktorların tartışmasız haklı protestolarına bakarken alttan da yukarıda ki hikayeler altyazı olarak geçiyor.

Devam Edecek

Doktor Hikayelerim

COPYRiGHT © 2017 FOTOSELLİ BLOG - Aktif Ziyaretçi 1 | Bugün 60 | Dün 208 | Bu Hafta 60 | Bu Ay 1485 | Bu Yıl 65668 | Toplam 214374